[The Evil Within]

Oyun kapağı

Giriş

Resident Evil, Dino Crisis, Killer7 ve God Hand gibi kendi dallarında ikonik oyunların yapımını üstlenen ünlü yönetmen Shinji Mikami, hiç şüphesiz sektörün en önde gelen isimlerinden birisi. Belli başlı hayal kırıklıkları silsilesinin ardından 2007 yılında Capcom'dan ayrılmasının hemen sonrasında Mikami, şu an kendilerini PlatinumGames adıyla bildiğimiz Seeds Inc stüdyosunu kurarak şansını bu sefer de orada deneme girişiminde bulunur. PlatinumGames'ten de istediğini bulamayan Mikami, yazımızın konusu olan The Evil Within'in yapım stüdyosu Tango Gameworks'ü kurmak için kolları sıvar ve belki de son kez aradığı ışığı burada bulma kararı alır. The Evil Within, oynamadığım vakitlerde bile bana ilginç bir izlenim veriyordu. Hayır bu izlenim oyunun genel yapısı veya atmosferi değil, oyuncu topluluğu ve sektördeki yeriyle alakalıydı. Serinin insanların karşısındaki izlenimi biraz belli belirsiz, biraz başına buyruktu. Sanki bir yerlerde Resident Evil gibi bir sektörel cevher yaratma fırsatı kaçmış gibiydi. Keza Shinji Mikami'nin oyun içersinde yaptığı ve anında dikkat çeken Resident Evil göndermeleri de kendisinin bu arzularını doğrular gibiydi adeta.

Senaryo

Farkındayım senaryo hakkında fazla konuşmadım, çünkü bu tarz incelemelerde senaryoyu anlatmayı bir tık saçma görmekteyim. Olan olayları deneyim etmek isteyen kişinin oturup incelememi okumak yerine gidip oyunu kendisinin deneyim etmesini isterim doğrusu, o yüzden konuyu anlatmaktan ziyade beğendiğim veya beğenmediğim noktalara değinmeyi daha mantıklı bulurum. Ama üzülerek söylüyorum ki bu noktalara gelecek olursam, sizlere vereceğim cevap koca bir boşluk olur. Hikayeyi baştan sona odaklı tüketsem de, belli başlı notlar harici birçoğunu oturup okusam da (ki oyunlarda oturup not okumaktan nefret ederim, hele ki yüksek dozajda aksiyon ve tempoya sahiplerse), hikayeye dair bir fikir sahibi olmak istesem de, maalesef olamadım. The Evil Within kendini yazım veya sahnelerinden çok oyuncuyu soktuğu ortamla anlatmak istemiş bence, o yüzden hikayeyi ne övebileceğim, ne gömebileceğim. En azından hiç mi iyi yönü yok hikayesinin diye kendime soracak olursam, sanırım bir yön çıkartabilirim. O da keza üstte cümlelerce övdüğüm başka bir konuyla bağdaşacak olsa da bu; sürükleyiciliği olurdu. Evet hikaye hakkında net bir yorum yapamıyorum ama oynarken bir şekilde bana merak uyandırmayı başardı bu senaryo. Kendisine nötr yaklaşsam bile bu da bir başarıdır.

Oynanış

Genel oynanış yapısıyla Resident Evil'ı oldukça andırsa da şahsen ben The Evil Within'i çok daha vizyoner, çok daha geniş çapta görüyorum. Oyun gerilim unsurunu kaynak kontrolü, düşmanların acımasızlığı ve yüksek dozajda zorluk ile sağlıyor, ki oyun hakkındaki şikayetlerimden bir tanesi de bu gereksiz zorluğu; ona da yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim. Düşman çeşitliliği konusunda The Evil Within beni oldukça şaşırtıyor. Keza bu tarz oyunlarda belli bir aşamadan sonra yapı tökezler, düşmanlar hem kendilerini hem de oynanış döngüsünü baltalayıp tekrar ettirmeye başlarlar. Tabii ki yapının kendini tekrara düşürdüğü kısımlar sonlara doğru kendini fark ettirmeye başlasa da ben bunu çok dert etmedim.



Keşke tekrar ettirme namına da olsa azıcık gözükseydi dedirtecek kadar beni üzen asıl nokta ise korku etmeni. Oyunun korku unsurunun en yüksek olduğu kısmın girişi olduğunu düşünüyorum, ki bu da oldukça zayıf olduğu bir konu bana kalırsa. Evet gerilim konusunda oyun finale kadar oldukça iyi bir iş çıkartsa da konu korkuya gelince çok da başarılı olduğunu söylemeyeceğim ne yazık ki. Ama bana kalırsa bu konudaki zayıflıklarını kapattığı öyle bir yön var ki, benim için hiçbir beklentimin olmadığı The Evil Within'i sevip saymaya itiyor, o da bölüm dizaynı.



Oyunun bölüm dizaynı üstte saydığım birkaç negatif faktörü öyle güzel nötrlüyor ki, sövüp saydığım her bir kısmın ardından tekrardan inanılmaz bir keyif ve merakla oynamaya döndürdü. Hikayenin bir noktasında Orta Çağ'dan fırlama bir köyde cirit atıyor, bir noktasında testereli bir manyak tarafından akıl hastanesinde kovalanırken çıkışı arıyor, bir noktasındaysa korkunç depremler sonucu bertaraf olmuş şehir harabelerinden çıkış yolunuzu yaratıyorsunuz. Oyun sizi bölüm dizaynı illüzyonuyla öyle güzel tutuyor ki, aynı şeyi yapsanız bile her saniye farklı alanlarda bulunmanız vesilesiyle sıkmadan sürekli ilerlemeye itiyor, ki bu da her oyunun yapabileceği bir şey değil. Keza bu örneğe dahil edebileceğim bir başka konu da oyunun temposu ki zaten yakın konular diyebilirim. Herhangi bir video oyununun en istisnasız en önemli unsurlarından birisi de temposudur ve özellikle korku oyunları bu konuda başarısız olmaktadırlar. Fakat The Evil Within bölüm dizaynıyla bu konuda da başarılı bir iş çıkartmakta. Korku oyunu haricinde bile 10-15 saatlik bir oyunun temposunu akıcı kılmak zor bir iştir ve ona rağmen The Evil Within bu yönüyle oldukça şaşırtıyor.

Görsellik

The Evil Within'in görselliğine dair söyleyebileceğim çok bir şey yok aslında. Kaplama kalitesi ve çevre detayı olarak oyun 2014'te çıkmış herhangi bir oyun gibi duruyor. Bu tabii ki ne olumlu ne de olumsuz bir yorum. Ama görsel anlamda öveceğim bir şey olması gerekiyorsa da o da düşman tasarımları olur herhalde. Atmosfere sağladıkları uyumun yanı sıra görsel tasarım olarak da verdikleri izlenim bir hayli güzel doğrusu.

Kapanış / Kısa Özet

Shinji Mikami'ye karşı Killer7'ı oynayıp bitirmemle beraber bir merak unsuru oluştu. Kendisine inanılmaz saygı duymakla beraber aradığı başarıyı asla yakalayamadığı için ufak bir üzüntü de besliyorum desem yeridir doğrusu. Her bir denemesi ne yazık ki kendisinden bağımsız unsurların altında ezilip kalıyor ve ilerlemesine izin vermiyor. Umuyorum ki yeni firması Kamuy Inc. ile özlenen başarılarını geri getirebilir. Sanırım The Evil Within hakkında söyleyebilecek ekstra bir yorumum yok. Atladığımı düşündüğüm bir konu da müzikler olacak fakat bu yazıda müziklere pek yer veremedim maalesef, çünkü oyuna dair tek bir tını bile aklımda kalmadı. Benim gibi korku oyunlarıyla arası çok olmayan, daha doğrusu alakası pek olmayan birisini bu kadar şaşırtmasını hiç beklememiştim. Keza korkudan çok hayatta kalma-gerilim oyunu olsa da, ona rağmen oldukça beğendim ben The Evil Within'i. 2.oyun için inanılmaz heyecanlı olsam da Shinji Mikami'nin oyunun başında olmadığını gördüğüm an heyecanım ufak baltalandı doğrusu. Hayırlısı artık, belki de ilkinden de çok severim.

Puan

8/10